myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsmyspace layouts, myspace codes, glitter graphics

ENGELLERİ KALDIRALIM

9/3/2007 - YAŞAM İŞTE BÖYLE SEVİLİR....

tsd_ekart_f01.jpg
Bizim bir Alper Abimiz var, Dr. Alper Kaya.
ALS hastası. ALS, "daha çok 50 yaşından sonra başlıyor ve ortalama 5-6 yıl içinde solunum ve yutma kaslarını felç ediyor ve ölümle sonlanıyor". Yaşayan en büyük Fizikçi olarak kabul gören Stephen Hawking, Fenerbahçeli eski futbolcu Sedat Balkanlı ve işkadını Suna Kıraç'ın da mücadele ettiği (en şerefsizlerinden) bir hastalık (
Hastalıkla ilgili bilgi)

17 yıldır ALS'yle yaşayan Alper Abimiz bir süredir de www.Engelliler.Biz sitemizde yaşamı yazıyor. Bugün bir yazı daha yazdı. O kadar güzel ki...
Sonuna kadar okuyun, (yaşamı, sevmeyi, özlemi, kavuşmayı...) anlayacaksınız!

***

"
İki duvar, bir pencere, bir de kapı...
Ve diğer pencere


İki duvar bir pencere bir de kapı...
Kapıdan koridora, oradan salona...
Salondan koridora,
Oradan
İki duvar bir pencere bir de kapı...
Benim fiziksel yaşam alanım...


Bugün bu yazıyı size Cancun-Meksika'dan yazıyorum. Vaktim çok dar, daha gidip görülecek çok yer var. Tadına bakılacak yemekler, içkiler ve kimbilir belki de Havai'de aşık olunacak bir kadın...

Sonra biraz daha yükseklere çıkıp yörüngede yerçekimsizlik deneyimi yaşayacağım. Oradan dünyanın aydınlık ve karanlık yüzünü düşleyeceğim. Yörüngede sonsuza dek kalmakla, savrulup bilinmez uzayın o ürpertici derinliklerinde kaybolup gitmek arasında bir seçim yapmanın sonsuz olasılıklarına dalacağım.

Belki de kendimi yerçekimine bırakıp Amerika kıtasında, Kuzey Carolina bölgesinde yaşayan dostum Bobby'nin evine atacağım kendimi. Neden mi? Çünkü canım onu görmek istedi bir an...

Öğleden sonra İspanyanın Basque bölgesine bir yolculuğu düşünüyorum. Biraz İspanyolca çalışmam gerekiyor. Çünkü bildiğim kadarıyla onlar, güney İspanya kültüründen farklılar. “Ole” bile yok hayatlarında. En azından "hola"dan başka birşeyler söyleyebilmeliyim dostum Esther 'in balkonunda Türk çayımızı içerken.

Akşam Lynn Carey ile mutlaka görüşmeliyim çünkü dostum Eric Lowen için düzenlenen bir konserde, yeni albümünden "we belong" söyleyecek... bu konser kaçar mı?

Urla'da bir bağ ve şarap butiği açmış eski bir gitarcı dostum... “Artık müziği hobi olarak yapabiliyorum nihayet” dedi geçenlerde karşılaştık, yıllar sonra Amerika’dan dönüp şarap işi ile uğraşmaya karar vermişler karı-koca... Urlice şarabından bir şişe sipariş etmeliyim mutlaka...

Kader dostum, kardeşim Fotios için endişeleniyorum... Ne zamandır haber yok. Belki yarın bir ara Yunanistan’a geçip Acheron'da yaşayan Fotios'a kahvaltıya giderim... Kendi gözümle görmeden rahat yok bana...

Size hiç bahsetmiş miydim? Güney Kore'de yaşayan bir dostum var benim. Adı Bjongchil... Bana "kimchy" gönderecek... her derde deva bir yiyecek olduğunu söylüyor, bizim bildiğimiz lahanadan yapılıyormuş. Umarım gümrükte sorun çıkarmazlar da şifa niyetine yerim.... Laf aramızda içine bir tane de "snow crabs" koyacak.... "Harika bir doping olacak sana" diyor dostum Bjongchil...

Kaybettiğimiz bir dostum için oluşturulan koruluğu görmeye gideceğim. Vefalı dostlarının diktiği çam ağaçlarına bakıp anıları yadedeceğim...

Haftasonu gelmeden kızımın sınav sonuçlarına bakmalıyım. Alsancak’a gitmem gerekiyor. Hazır oraya gitmişken dönüşte Migros’tan biraz alışveriş yapayım... Elçin'im yoğun bir hafta geçirecek hastanede ve ben iyi bir eş olmalıyım değil mi?

Çarşamba veya perşembe günü annemi ve babamı göreceğim. Hem onlara göstermek istediğim fotoğraflar var... Geçen hafta sonu dostlarım baskın yaptı bana... Harika dostlarım... Ne gündü ama... Hayatım boyunca unutmayacağım bir gün yaşadım... Fotoğrafları babam görünce çok sevinecek. Hangi baba sevinmez ki böyle bir sevgi gösterisine?

Bu yazıyı yazarken, karşı apartmanın çatısına yuva yapmış, bembeyaz karnını göstere göstere uçan martıların seslerini işitebiliyorum. Başımı kaldırıp penceremden baktığımda, masmavi ve huzurlu bir denizde balıkçı teknelerini görüyorum. Sekiz katlı, tertemiz, sarı rengi ile gözlerimin önünden süzülerek geçiyor "Grimaldi" gemisi. Bir saksağan balkonuma konuyor, bahçede bir kedi karnını güneşe vermiş geriniyor, okula geç kalmış bir öğrenci telaşla koşuyor, balkonda çamaşır asan bir kadının eteğini bebeği çekiştiriyor, kısa boylu bir kadın, eşofmanını giymiş, sabah yürüyüşüne çıkmış, hırsla yokuşu tırmanıyor. Kapıcı, temizlik yapıyor, evlerde hayat başlıyor...

İki duvar bir pencere bir de kapı...
Kapıdan koridora, oradan salona...
Salondan koridora,
Oradan
İki duvar bir pencere bir de kapı...
Benim fiziksel yaşam alanım...

Artık bir dizüstü bilgisayarım var... Çünkü dostlarım var... Artık gidecek, görecek yerler var... Çünkü umudum var... Çünkü yaşama sevincim var... Çünkü bir yaşamı öyle ya da böyle sonuna dek deneyimleyecek gücüm var... Elçinim var, kızım var, onlar için atan bir kalbim var... Düşünüyorum, hayaller kuruyorum, yaşıyorum...
Çünkü "ben" varım...


Not: Bu yazı, sanal klavye (onscreen keyboard) ScreenDoors 2000 ile yazılmıştır. 4105 karakter içerir ve her karakter, sol elimin işaret parmağı hareketiyle (fare tıklaması) oluşturulmuştur. Fare tıklaması yapabilmek, iletişimin devam etmesi demektir.


Alper Kaya
06.03.2007 "
11.jpg


 

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsyok YorumYorum yaz!Bağlantı

9/3/2007 - GÜVENİRLİLİK...

tsd_ekart_f03.jpg
Toplumların gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden birisi örgütlü olmalarıdır. Bir toplumda ne kadar çok Sivil Toplum Örgütü varsa o ölçüde gelişmiş haklar vardır.
Tabi ki örgütlerin sayısının anlam kazanabilmesi için üye sayısı, katılımcılık, faaliyetler ve güvenilirliğin de tam ve sorunsuz olması şarttır. Aksi halde “Tabela Örgütü” olmaktan öteye geçemezler(!).
Hatta demokrasiye ve topluma olumlu katkı sağlamaları beklenirken, tam aksine sebep olurlar. Yani insanların “değil örgütlere üye olmak ve faaliyette bulunmak” bu demokratik katılımdan –geri dönmeksizin- uzaklaşmalarına bile sebep olabilirler.

Buradan yola çıkarak ülkemizde engelliler yararına faaliyet gösteren örgütlerin topluma olumlu katkı sağlayıp sağlamadıklarına bir göz atalım. Bu arada “toplum bu örgütlere güveniyor ve destekliyor mu?” sorusuna da cevap verelim.

***
Güvenilirlik kavramını iki türlü ele almak istiyorum.
Birincisi, yurttaşların;“a örgütü benim sorunlarımın çözümü için çalışır ve sorunumu çözer” düşüncesi
İkincisi ise, “a örgütünün yöneticileri dernekteki konumlarından maddi hiç bir çıkar gözetmezler” düşüncesi

Bu kavramların içinin doluluğunun, toplumdaki örgütlenme hareketinin hızını belirleyeceğini düşündüğüm için bu iki konuya özellikle değinmek istiyorum.

Sorunlarımızı Çözerler(mi?)
Birinci güvenin olmadığı açıktır! Bunun en büyük kanıtı engellilerle ilgili örgütlerin ve üye sayılarının azlığıdır. 7-8 milyonu bulan engelli yurttaşın %1’i dahi örgütlü değildir.
Bunu her ne kadar “örgütlenememek sadece engellilerin sorunu değil, Türk yurttaşlarının ortak sorunudur” diye açıklamaya çalışsalar da, ben bu düşüncede değilim.
Bir defa insanoğlunun en büyük kişilik özelliklerinden birisi “çıkarını gözetmek konusunda cin gibi olmasıdır”. Ayrıca 30 bin Lira ucuz diye bakkal yerine -saatlerce beklemeyi göze alarak- “Halk Ekmek”ten ekmek almayı tercih eden bir toplumda daha ciddi çıkar kazançlarının olacağı bilinse neler olur bir düşünün! Bence binlerce kişi örgütlere akın eder.
Öyle ya 30 bin Lira için saatlerce bekleyen, siyasi parti mitinglerinde “döner ekmek” dağıtılıyor diye meydanları dolduran, üç kuruşluk nakdi yardım için günlerce sıra bekleyen, -küçücük bir koliye sığacak kadar az olmasına rağmen- yapılan gıda yardımlarında izdihama neden olan toplumumuz “gerçekten çıkarının olduğunu bilse” örgütlere katılmaz mı?
Bence katılırlar! Katılmıyorlarsa bu örgütlere güvenmedikleri içindir!

Maddi Çıkar Elde Etmiyorlar(mı?)
İkinci güvene gelince. Bu konu tam bir “Soru İşareti”dir.

Daha önceki yazılarımdan birinde belirttiğim gibi ülkemizdeki örgütlerin faaliyetleri içinde en büyük payı “tekerlekli sandalye dağıtmak, kermesler-geceler düzenlemek, para yardımı yapmak vs.” almaktadır. Bu şu anlama gelir; örgütlerin -bir çoğunun- kasasına büyük paralar girip çıkmaktadır.
Olay basittir. Öncelikle derneğin açık kalabilmesi için “çalışanların maaşlarının, telefon-elektrik-su gibi faturalarının, konaklama ve yemek paralarının ve diğer giderlerinin karşılanması gerekir”. Ondan sonra da yurttaşlara yapılacak yardımlar geliyor.
Peki bu giderler nereden karşılanacak?
O da basit. Devletten, belediyelerden, bağışlardan, kermeslerden, gecelerden, şovlardan...

Buraya kadar her şey normal. Gerçekten de bu giderlerin bu kaynakların dışında karşılanması çok zordur. Ama işin diğer boyutunu da atlamamak gerekir. Toplanan bu paraların nasıl harcandığı konusu.

Örnek verelim:
Bir dernek kurduğumuzu varsayalım. Yukarıda saydığımız giderlerin karşılanması için de bir gece düzenleyelim. Hatta sıkı bir gece olsun ve Cem Yılmaz ile Yılmaz Erdoğan gösteri yapsın.
Gece sonunda süper bir katılım ve toplanan 500 milyar paramız olsun:) Hatta bir sürü ulusal televizyon ve gazete de haber yapsın. Yani her şey süper, keyfimiz yerinde. Öyle ya toplanan parayla 500 kişiye süper birer tekerlekli sandalye alabileceğiz.
Ve o geceyi alnımızın akıyla ardımızda bırakalım. Şimdi gelelim şeytanın avukatlığına!

1- Tekerlekli sandalye alımı ne kadar zamanda tamamlanacak?
2- Toplanan para tamamen harcanana kadar hangi bankada, hangi faiz oranıyla, kimin üzerinde olacak?
3- Toplanan parayı harcama yetkisi kime ait?
4- Tekerlekli sandalyeler kime dağıtılacak?
5- Tekerlekli sandalyeler nereden alınacak?
6- Tekerlekli sandalyelerin alımında nasıl bir yol izlenecek?
7- Tüm bunlar ne ölçüde şeffaf yapılacak?

Evet, cevaplanması gereken sorular bunlar. Bu paralar kimler tarafından nerelere kanalize ediliyor? Örneğin sandalyeler hep aynı firmadan mı alınıyor?..

Bu sorular ortada durduğu sürece örgütlerin güvenilirliği tartışılmaya devam edecektir ve etmelidir!

Kimse Alınmasın!
Bunları yazarken kimseyi suçlamıyorum. Zaten elimde suçlayacak kanıt ya da duyum olsa ilk işim polise gitmek olurdu.
Amacım; engelliler yararına çalıştığını söyleyen ama el altından “kişisel güç edinme, paraya hakim olma” güdüsüyle hareket eden kişi ve örgütleri rahatsız etmek ve bir de buralara iyi niyetle bağış ya da yardım yapanların uyanık olmalarını sağlamak.

Bence hiç kimse yukarıdaki soruların cevaplarını vermeden bağış ya da yardım yapmamalıdır! Hatta tüm örgütler düzenledikleri yardım toplama kampanyalarında bu soruların cevaplarını peşinen beyan etmelidirler.

Umut
Aslında olması gereken çok açıktır!
Bir; yapılan yardımlar parasal değil ürün bazında olmalıdır. Yani sandalye parası değil sandalye yardımı yapılmalıdır ve/veya para bağışı yapılan örgüt çok iyi incelenmelidir.
İki; Kişisel çözümler değil toplumsal projeler desteklenmelidir. Yani 500 tane tekerlekli sandalye alınmamalı, onun yerine iş-eğitim-tedavi-rehabilitasyon alanında hazırlanan projeler desteklenmelidir.

Bu iki konuya dikkat edildiği sürece ortada para değil hizmet konuşulacaktır.
Bu iki konuya dikkat edildiği sürece sorunlara kökten çözümler üretilebilecektir.
Bu iki konuya dikkat edildiği sürece bu tür güvenilirlik tartışmaları da en aza inecektir.
Sonuç: Düşünen birey=Örgütlü toplum=Bilinçli kamuoyu=Alınan haklar=İnsanca yaşam

O günleri görene dek; azim ve inancımızın artarak devam etmesi umuduyla...

ALINTI (YAŞAM DERSLERİ)
15_icanpaint.jpg

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsyok YorumYorum yaz!Bağlantı

9/3/2007 - ENGELLİLER İÇİN OLUMLU HAKLAR....

yasadikca_011.jpg
Önce tanımla başlayalım; Negatif Hak-Pozitif Hak tanımları ile:
Negatif hak, bir toplumda ayrım yapmadan, azınlık-çoğunluk demeden herkese tanınan haklardır; ör. Toplu ulaşımdan yararlanma, mülk alabilme, eğitim-sağlık vb. haklar.
Pozitif hak ise, yalnızca “dezavantajlı” gruplara mensup bireylere verilen haklardır; ör. Kendi okulunu açıp orada kendi dilinde eğitim verme, kadınlara kimi yerlerde yönetim kontenjanı tanıma, gibi. Çünkü bir azınlık grubunun farklı özelliklerini koruması zaten çok güçtür. Onlar ancak bazı özel birtakım haklara sahip olurlarsa çoğunlukla gerçekten eşit olma şansını yakalayabileceklerdir.”**

İşte bu tanımda dikkat çekilen, “çoğunlukla gerçekten eşit olma” durumunun sağlanması için, gelişmiş her toplumda, sakatlıklarından dolayı engellenen yurttaşlar için Pozitif Haklar öngörülür; ör. Otomobil alırken vergi indirimi, Gelir Vergisi indirimi, işyerlerinde engelli çalıştırılması için zorunlu kota uygulaması, mimari düzenlemelerin özendirilmesi vs. vs.
Burada amaç, sakatlar aleyhine varolan ayrımcılığın/engellerin ortadan kaldırılmasıdır.

***
Hukuken ülkemizde yaşayan herkesin kamu binalarına girme, kaldırımda yürüme, seyahat etme, tuvalete gitme, eğitim alma vb. hakları vardır. Ve bu Negatif Haklar tüm yurttaşlar için geçerlidir.
Ne var ki -kendi seçimleri olmayan- bazı özel koşullarından dolayı, sakat, yaşlı, hasta vb. yurttaşlar, hukuken ve politik olarak, rahatça yürüyenlerle eşit olmalarına rağmen, gerçekte kamu binalarına giremez, kaldırımlarda yürüyemez, toplu ulaşımdan yararlanamaz, tuvalete gidemez ve eğitim alamazlar. Çünkü varolan bütün düzenlemeler çoğunluk göz ününe alınarak yapılmış ve diğerleri yok sayılmıştır.
Yani bu yurttaşlar, devleti yönetenlerin tercihlerinden dolayı, varolan –negatif- haklarını kullanamaz ve günlük yaşamlarında mağdur olurlar.

Bu durumda yönetenlerin ve toplumun önünde iki seçenek vardır:
Ya Pozitif Haklar öngörür; engelliler aleyhine varolan eşitsizliğin giderilmesi için düzenlemeler yapar ve tüm binaların tekerlekli sandalye kullanan yurttaşların ulaşımına uygun şekilde yapılmasını zorunlu kılan ve ayrımcılığı önleyici ve ayrımcılık yapanları cezalandırıcı yasalar çıkarır.
Ya da -süregeldiği gibi- azınlığı görmezden gelir ve onları kaderleriyle baş başa bırakıp toplumdan soyutlar.

***
Şimdi bazılarınız, “tercih meselesi” diyebilirsiniz. Ama değil! Zira ülkemiz bu konudaki tercihini çoktan yapmıştır.
Anayasamızın 61. maddesi: “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.", 60. maddesi ise: “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” der.
Ayrıca altında imzamız bulunan, Sakatlar için Birleşmiş Milletler Standart Kararları: “Devletlerin; sakatlara tam katılım ve eşitlik sağlayacak önlemler için yasal temeller oluşturma sorumluluğu vardır. (…) Sakatlarla ilgili yasa; hakların ve yükümlülüklerin Anayasa kapsamı içine alınması ya da bunların özel bir yasa ile kanunlaştırılması şeklinde iki biçim içerisinde oluşturulabilir.” der.
Yani ortada tercih etme “lüks”ü yoktur.

***
Peki, mademki yönetenlerin tercih “lüks”ü yoktur, o halde bugün yaşadığımız ayrımcılık nedir?
Ne olacak! Bal gibi de Anayasa ve Uluslararası anlaşmaların aymazca ihlalidir!
Peki, kimdir bunun sorumluları?
Başta engellinin bizatihi kendisidir! Sonra engellilerle ilgili sivil toplum örgütleridir, sonra akademisyenler/öğretmenlerdir, sonra siyasilerdir, sonra bürokratlardır…
Peki, ne yapılmalıdır?
Engelliler cüretkâr olmalı, hakları için mücadele etmeli, her yerde olmalıdırlar;
Sivil toplum örgütleri adam gibi çalışmalı ve tekerlekli sandalye dağıtarak para peşinde koşmak yerine, engellilerin gerçek sorunlarıyla ilgilenmelidirler;
Akademisyenler/öğretmenler topluma yön verme sorumluluklarını yerine getirmeli ve engellilere uygulanan ayrımcılığa dikkat çekerek, bu ayrımcılığın önlenmesi için çaba sarf etmelidirler;
Siyasiler nereden geldiklerini unutmamalı, herkese eşit gözle bakmalı ve Anayasaya uyarak, ayrımcılığın önlenmesi için gerekli bütün yasal düzenlemeleri yapmalı ve uygulatmalıdırlar;
Bürokratlar dünya normlarını çok iyi takip etmeli ve çağın ilerisini öngören düzenlemeleri önermelidirler.

***
Sonuç olarak, ülke nüfusunun %12’sini oluşturan engelliler (bu orana süreğen hastalıklar dâhildir), şu anda %10 civarında olan ancak zaman içinde gelişmiş ülkelerde olduğu gibi %20’lere ulaşacağı hesaplanan yaşlılar (65 yaş üstü) ve bunlara ek olarak da hamile ve/veya yeni doğum yapmış kadınlar ile çeşitli hastalıklardan dolayı –geçici bir süre de olsa- kısıtlanan insanları düşündüğümüzde, alınan kararlarda ve atılan adımlarda HERKESİN göz önünde bulundurulmasının önemi daha da açık olarak görülmektedir.

Son tahlilde;
Siyasiler, dezavantajlı durumda olan yurttaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gerekli olan Pozitif Hakları derhal hayata geçirmeli.
Yönetenler, verilen hizmetleri önce “normal”ler için yapalım, sonra “öteki”ler için yaparız, yanlışından derhal kurtulmalı.
Ve hepimiz, herkes için gerçekten eşit ve ayrımsız toplum uğruna çalışmalıyız.
Zira takdir edersiniz ki, herkes, herhangi bir konuda, başka birileri nezdinde mutlaka “öteki”dir ve dezavantajlıdır!


** Prof. Dr. Baskın ORAN, “Türk Dış Politikası”, İletişim Yayınları.

yasadikca_06.jpg

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsyok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics
Istanbul Gaziosmanpaşa Sakatlar Derneğine ait bir blog..
ENGELLERİ KALDIRALIM 5 0 4 5
Türkiye Sakatlar Derneği - Cuma, 09 Mart 2007
Tüzük
Türkiye Sakatlar Derneği - Cuma, 09 Mart 2007
Sakat Hakları Beyannamesi
Türkiye Sakatlar Derneği - Cuma, 09 Mart 2007
İşte Özürlüler Kanunu
Türkiye Sakatlar Derneği - Cuma, 09 Mart 2007
Şubeler İletişim
Türkiye Sakatlar Derneği - Cuma, 09 Mart 2007
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

< GEREKLI LINKLER>

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics http://www.engelliler.net
www.fev.org.tr
www.igespor.com
www.umudayolculuk.com
www.tesyev.org
www.otizm.org
www.altinokta.org.tr
www.bedd.org.tr
www.engellininsayfasi.com
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsLinks

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsAna Sayfa
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsProfilim
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsArşiv
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsArkadaşlarım
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicse-posta

< GEREKLI LINKLER>

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsArkadaşlarım

myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsfatoscb
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsdenizhancb
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicskeremcimm
myspace layouts, myspace codes, glitter graphicsRemziye Cicibaş
Myspace, Myspace Graphics, Myspace Backgrounds